« Önceki |

12/5/2009

UNUTMAK


Allah bize unutmayı verdi…



Gece sessizce iner şehrin üzerine. Öyle bir iniş ki dağılmış, kirlenmiş, eskimiş ve günü tüketmiş ne kadar şey varsa hepsinin üzerine. Sabahın taze ışıklarıyla donanan şehirde akşama kadar kırılan, dağılan ve eskiyen ürken ürkütülen ne varsa hepsinin üzerine. Bir kara örtü gibi indi. Şair dedi ya;



Uyku katillerin bile çeşmesi,

Yorgan Allah’sıza kadar sığınak,

Teselli pınarı sabır memesi

Size şerbet bana kum dolu çanak…(N.F.K.)



Herkesin akşama kadar biriktirdiğini sabaha kadar unuttuğu ve unutmayı avuç avuç içtiği bir çeşmedir gece. Herkesin kendisinden ve zihninde dönüp duranlardan kaçtığı ve sığındığı bir sığınaktır. Bir yorgandır her şeyi örten. Hatta uykuya teslim olurken küçük ölümle dünyayı unutmanın verdiği bir kaçışla kaçtığı başka bir dünyadır gece. Aldanmak isteği unutmak arzusuyla yanıp tutuşarak varılan uykuların sayısı sayılamayacak kadar fazladır. Belki tamamen silinmez, kırık dökük izleri kalsa da yaşananların unutmak olmasa yaşayamazdı insan. En acıyı unutur insan, en ızdıraplı olanı, en hüzünlüyü, en zoru, en dayanılmazı ve en unutulmaz denileni unutur insan. En tatlıyı, en hafifi, en lezizi, en coşkuluyu, en neşeliyi, en güzeli de unutur insan. Kırık dökük izler kalır zihninde. Kırık bir aynaya dönüşür hafızasın da. O an tekrar hatırlandığında kırık bir aynaya bakılırkenki an gibidir, hiçbir zaman ilk andaki gibi olmayacak ilk hale dönmeyecektir. Çok defa şükretmek gelir içinden, çok defa sevinir bu hale. Ama bazen iç çeker, bazen keşke der. Unutmak bazen canımızı acıtsa da çok defa huzur verir. Unutmak sırtımızda taşıyamayacağımız yüklerin sırtımızdan boşluğa düşüşü gibidir.



Unutmak nimettir…



“Unutmak hayatı yaşanılır kılar... Öleceğini bile bile, ölümü unutan başka kaç canlı var ki?”



Hayata sımsıkı sarılan başka kaç canlı vardır. Yoksa hayat durur ve her şeye ölüm hükmederdi. Unutmak yeniden başlamanın diğer adıdır. Unutmayan insan bir noktaya takılı kalır ve ne ileri ne geri gidebilir. İyi yada kötü ne varsa her şeyi unutmak iyi yada kötü olana olan yeniden yaşanılacak olana zemin hazırlamaktır.



Bazen alışmaktır, bazen kabullenmek, bazen çokça istenilen bazen hiç arzu edilmeyendir.



Unutmak “bu da geçer ya hu” diye çağrılandır.


Çok şükür, Allah bizi unutmayıverdi de, bize unutmayı verdi…
 
biltir@hotmail.com

6/4/2009





Ağladığıma bakma ben böyle gülüyorum... Göstermem yağmura gözyaşlarımı kıskanmasın diye... Ve sırtına havlu koyar annesi yağmurun zatürre olmasın diye. ve sorarım ıslak akşam üzerlerinde hangimiz daha güzeliz diye, hep o mağrur hep o birinci gelir... Çünkü onun camlardan sarkan saçları vardır... Bazen yüzünün eşlik ettiği silüetler. Benimde yüzüme düşseydi yüzün, bende ihlal ederdim otobandaki bütün şeritleri. Kaçırılmaktan zevk alınmış bir otobüs gibi, gelmeyecek otobüsleri beklerdim...

 

İtfaiye henüz keşfedilmemişti benim yüreğim yandığında ve içimden geçirmediğim hiç bir ırmak ele vermezdi beni gözlerimden geçerken... Yangına çaresiz bakar ve geçerdi. Bir kırkayağın acelesi kadardı ölüme koşmaları... Yakamdaki gül o yüzden utangaçtı ve sen gülerken bile gözyaşına şahit olansın...

 

Kusabilirsin artık sana dair yazılmış bütün mısraları, kuduran ne kadar kelime varsa sana varmak için. Acelesi olan her harf dudak ucunda kurusun kalsın... Anlaşılmayı bekleyen bütün cümleler asılı kalsın dar ağaçlarında.

 

Dublajsız kalsın bu film ikimizin arasında, anlamayan bırak anlamsız baksın...02042009

 

11/3/2009

Kar yağıyor...

(foto : mert sezer)

Kar yağıyor,

Kabul görmüş bir dua gibi,

 Gökten bir beyaz el iniyor yeryüzüne umut ve huzur dağıtıyor. Kirlerinden arındırıyor manzarayı, ferah bir cümbüş bırakıyor geride. Burnunu cama dayayan adam gökten inen kar tanelerini sayıyor, üç yüzüncüden sonra saymaktan yoruluyor ve acziyetinin farkında olarak.

-         Çok şükür yarabbi.

Diyor.

Büyükler bu mevsimde kar yağmadığı zamanlarda salgın hastalıkların aratacağını haber verirlerdi gerçektende öyle işte çoluk çocuk aksırarak tıksırarak dolaşıyor. Kar örtüyor, kar temizliyor, kar umut, kar unutuş.

Bir radyo programı şöyle başlıyordu;

“Yeniden başlayanların yardımcısıdır ALLAH”

Hep hoşuma gitmiştir bu cümle. Kirleniyoruz sokaklarda, koridorlarda, evlerimizde, gazete sayfalarında televizyon ekranlarında, sohbetimizde, sukutumuzda hep bir kirlilik var. Birbirimizi etkiliyoruz, birbirimize bulaştırıyoruz. Her şey kirlenmemiz için organize olmuş ve üzerimize geliyor.

Bir reklam öyle bitiyordu;

“Kirlenmek güzeldir”

Hadiste şöyle buyurulur:

"Eğer siz günah işlemeseydiniz Allahü Teâlâ günah işleyen bir kavim yaratırdı. Bu kavim günah işler, Allah'tan mağfiret diler, Allah da onları mağfiret ederdi" (Müslim, Sahîh, IV, 2106, 2749).

Bunları ard arda sıraladığımda bir güzelliğe ulaşıyorum…

"Günahından tövbe eden, hiç  günah işlememiş gibidir"

Kar yağıyor, yeni bir günün üstüne, yeni bir şarkıya yeniden başlar gibi başlıyor hayat…

23/2/2009

Ölümden çıkarılan hayat…



 

Sarı renkli gazeller bütün yorgun düşüşlerini toplayıp, bir beyaz düşe sığındılar. Beyaz düş geceden beri hafif hafif şehri hakimiyeti altına aldı. Şehir önce dağlarından başlayarak teslim oldu kara. Dağlar siyaha çalan renklerinden sıkılmış olmalılar ki beyazın çirkin alacasına razı oldular. Direnişleri kırıldı. Önce bir ur gibi yayıldı beyazlık, sabaha kadar şehrin bütün dağları düşer sanıyorum. İşgal sabaha varmaz tamamlanır. Bir yanım bu işgale seviniyor, diğer yanım acıyla burkuluyor. Şiirin karla gelişi bir anlamda bu işgalin sevindiren yanı, diğer anlamda yokluğu ve acıyı beyazına bulayıp kapı önlerine bırakıyor. İnsan soğukla birlikte daha bir hissediyor fakir yanlarını, acziyetini, güçsüzlüğünü. Toprağın altı diyorum sonra belki daha sıcaktır. Hani insan yorganına sarılınca daha bir sıcak tutuyor ya. Şu kafamı da öretecek bir şey buldum mu tamam diyorum ya. Toprak insanın her tarafını örtünce üşümez diye geçiriyorum içimden. Sonra sığırcıklarını kaybeden şehirden üşümüş serçe görüntüleri karşılıyor sokak aralarında beni. Bir kırık ekmek parçasına tam gün mesai yapan serçecikler. Kanat uçuşlarıyla kanaat dersi veriyorlar. Paltomun soğuk kanatlarına sığınıyorum ısınmak umuduyla.

 

İnsan ölemiyor, insan doymuyor, insan duymuyor…

 

Vuslat hissinden, hisselerini arındırmış bir ayrılık sancısı kuşatıyor yolların bittiği yere yakın duran yıllarımı. Vuslatın adını dilime plesenk ederken utanıyorum koşupta gidemeyişlerim geliyor aklıma. Toprak korkusu, toprak kokusunu örten karlar altında kalıyor. Belki bir yaz günü de toprağın altı ne ferah olur diye yürürüm yollarda. O zaman da toprak korkusunu gökyüzünün sıcağına tercih ederim kim bilir. Takvimlerden yaprak koparmadan geçirilen günler zamanın durduğuna işaret etmediği gibi, ölümden korkmakta ölümü geciktirmeyecek biliyorum. Ama karın beyazı, güneşin sıcağı ikisi de toprak kokusuyla geliyor.

 

İnsan bilemiyor, insan göremiyor, insan çağrılınca gidemiyor…

 

            Hayatın bütün anlamları eksik birer harf bırakarak avuçlarımda beni anlamsız bir cümleye mahkum ediyor. Evirip çeviriyorum bir anlam veremiyorum. Boşluk derinleşiyor, kalınlaşıyor gece, sabah gittikçe uzağımıza düşüyor. biltir


14/2/2009

ah efendim



Ah efendim,

Beni sana getirdi fırtınada izlediğim harita

Haritada izini sürdüğüm deniz…

Okyanus çağırdı yolun sonunda,

Dışına vurdu biçareliğini deniz…

Efendim avucumda kuruyan gül

Bir ölünün dirilme talebidir.

Ah efendim küllerime üfleyiniz…

 

İsa’yı çarmıha geren ölüler

Onun ölmediğini bilemediler,

Ölüm ölüm değildi, ayaktakilere

Diri diriydi yerin altında bile…

 

Ölümlüyüm farkındayım,

Ölümsüzlüğü anlatan bir şarkıdayım.

Dilime takılı kaldı,

İçimde birikti derin bir özlem.

Yürüdüm sustum ve kayboldu gölgem

Sana geldim, elimde gül.0802009bilaltirnaci